Osmanlıdaki İlkler
Osmanlıların ilk Beylik merkezleri ve bir bakıma ilk başkentleri Söğüt Kasabasıdır. Daha sonra sırasıyla Yenişehir, Bursa, Edirne ve İstanbul başkent oldu. - Osmanlı tarihinde ilk savaş,1284 yılında Bizans tekfurlarıyla yapılan Ermeni Beli savaşıdır. - Osman Beyin ele geçirdiği ilk kale Kolca Hisar Kalesidir 1285. - Osman Beyin ilk askeri anlaşması 1306 yılında yılında Ulubad Tekfuru ile yapılan anlaşmadır. - İlk fethedilen ada, 1308 yılında alınan İmrali Adasıdır. - İlk barış anlaşması, 1330 yılında Orhan Gazi ile Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos arasında imzalanmıştır. - "Rumeli" adı verilen Avrupa yakasında ilk ele geçirilen yer, Geliboluda Orhan Gazi in büyük oğlu Süleyman Paşa tarafından alınan Çimpe limanıdır. - "Sikke" adı verilen ilk Osmanlı madeni parası Orhan Gazi adına 1327 yılında basılmıştır. - İlk daima ordu 1328 yılında . Orhan Gazi Beyin emriyle kurulmuş olup bu orduya "Yaya" adı verilmiştir. - Osmanlı tarihinde ilk şair padişah Fatih Sultan Mehmedin babası İkinci Muraddır. - Osmanlı padişahlarından İstanbulu ilk kuşatan Yıldırım Bayezıddır 1391. - Osmanlı tarihinde savaş meydanında şehid olan ilk ve tek padişah Birinci Muraddır 1389, 1. Kosovo Savaşı. - İstanbula defnedilen ilk padişah Fatih Sultan Mehmeddir. - Fethin sembolü olan Ayasofyada ilk Cuma Namazı fetihten üç gün sonra 1 Haziran 1453 günü Akşamseddin tarafından kıldırılmış olup cemaat arasında Fatih ve O un şanlı askerleri hazır . bulunmuşlardır. - Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbula tayin edilen ilk vali Karıştıran Süleyman Beydir. - İlk İstanbul Kadısı Hızır Bey Çelebi olup; bugünkü Kadıköy semti O a tahsis edildiği için bu adı almıştır. - Devişmelerden olup da Sadrazamlık makamına yükselen ilk kişi, fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed tarfından tayin edilen Mahmud Paşadır. - Önceleri Asya ve Avrupada toprakları bulunan Osmanlı İmparatorluğu a ilk defa Afrikada toprak kazandıran padişah Mısır Fatihi Yavuz Sultan Selimdir. - İstanbulda öldürülen ilk padişah, "Genç Osman" adıyla bilinen İkinci Osmandır. - "Valide Sultan" adıyla anılan ilk padişah anası, İkinci Selimin hanımı ve Üçüncü Muradın anası olan Nur Banüdur. - Osmanlılarda ilk matbaa, Üçüncü Ahmed zamanında ve 1327 yılında faaliyete geçen İbrahim Müteferrika Matbaasıdır. - İlk vapur, İkinci Mahmud zamanında ve 1827 yılında satın alınmış . olup halk arasında "Buğu gemisi" adıyla anılmıştır. - İlk kıyafet kanunu 3 Mart 1829 yılında ve İkinci Mahmud zamanında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre sarık ve cüppe ilmiye sınıfına ayrılmış olup devlet memurlarının fes, setre, pantolon ve kaput giymeleri kararlaştırılmıştır. - İlk gazete yine İkinci . Mahmud döneminde ve 1 Kasım 1831 Salı günü yayınlanan Takvim-i Vakayidir. - Osmanlı tarihinde ilk borçlanma Sultan Mecid döneminde ve 1855 yılında olmuştur. 28 Haziran Perşembe günü Londrada imzalanan anlaşma ile İngiltere ve Fransadan beş milyon İngiliz altını borç alınmıştır. - Türkiyede ilk telgraf da yine Sultan Mecid döneminde kurulmuş, 9 Eylül 1855 Pazar günü faaliyete geçmiştir. - Avrupa seyahatine çıkan ilk ve tek Osmanlı Padişahı Sultan Azizdir 21 Haziran 1867 tarihinde başlayan bu yolculuk 44 gün sürmüştür. - Türkiye in yurt dışında katıldığı ilk sergi 1851 yılında Lonrada . düzenlenen Tarım ve Sanayi Ürünleri Sergisidir. - Türkiyede ilk sergi ise 27 şubat 1863 tarihinde Sultan Ahmed Meydanı da Sultan Abdülazizin de katıldığı bir törenle açılan "Sergi-i Osmani" dir. Çeşitli el sanatları ile tarım ve sanayi ürünlerinin yer aldığı bu sergiye İmparatorluk sınırları içinde kalan ülkelerden olduğu gibi bazı Avrupa ülkelerinden de katılımlar oldu. - İstanbula ilk tünel yine Sultan Abdülaziz zamanında Fransız Mühendis Emile Gavand tarafından yapıldı ve bu tünel 17 Ocak 1874 günü hizmete girdi. Dünyanın üçüncü yeraltı treni olan bu tünel 575 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir. - . Türkiyede Meşrutiyetin ilk ilanı, 23 Aralık 1876 Sultan İkinci Abdülhamid. - İlk olarak Sultan İkinci Abdülhamid döneminde açılan okullar: Mekteb-i Hukuk-i Şâhâne Hukuk, Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne Tıp, Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne Siyasal Bilgiler, Mekteb-i Şâhâne Hendese-i Mülkiye Teknik Üniversite, Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi, Orman ve Madenler Mektebi. - Haydarpaşa - İzmit - Ankara demiryolu ilk olarak 1888 yılında İkinci Abdülhamidin Almanyadan aldığı mâli destekle gerçekleştirildi. Ankara - Bağdat demiryolu hattının yapımına girişildi. - İlk Boğaziçi Köprü Projesi de Sultan İkinci Abdülhamid döneminde yapıldı. 1900 yılında, Anadoluhisarı ile Rumeli Hisarı arasında bir köprü kurulması için Bosphorus Railroad Company adlı şirket çalışmalara başladı. Köprü üzerine demiryolu döşenmesi de planlanmıştı. Böylece, Avrupa,dan kalkan bir tren Bağdata kadar gidebilecekti. Ancak iç karışıklıklar ve Sultan Abdülhamidin tahttan indirilmesi o zaman için bu projenin gerçekleştirilmesine engel oldu.
Mucize
Bundan tam yirmi sene önceydi, sabah elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittim.Aynada yüzüme bakarken ne göreyim.gözkapağımın üzerinde nohut büyüklügünde bir beze oluşmuştu. Hemen doktora gittik,doktor bana göz ameliyatı olmamı,olmazsam ömür boyu gözümün üzerinde bir bezeyle yaşayacağımı söyledi.Bir sene boyunca doktor doktor dolaştım, hepsi aynı şeyi söylüyordu ama ben; ameliyat olmaktan çok korkuyordum.Sonunda ameliyat tarihi geldi çattı ve ben bir gece öncesi aglayarak ALLAH C.C yalvararak dua ettim. Sabah hastaneye gitmek için hazırlanırken bır de ne göreyim,bir senedir gözümün üzerinden gitmeyen beze yokolmuş!!! Sevinç çığlıkları atmaya başladım çünkü bu olay benim için bir MUCİZEYDİ!!! Yüce Mevlam dualarımı kabul etmişti. Herkesin OLMAZ dediğine Rabbim OL demişti...
Timuru Yükselten
Meşhur Türk Hükümdarı Timurlenke: —Seni erlikten başbuğluğa yükselten nedir?. diye sordular. Timurlenk şu cevabı verdi : — Asla ümitsizliğe düşmedim... O kadar zorlukla karşılaştığım halde hiç birisinden yılmadım ve bir maksadıma erişmek için bir karınca bana örnek oldu: Birgün düşmanlarımdan kaçmış bir harabeye sığınmıştım. Her yerden ümidi kesmek üzere olduğum bir anda gözüm bir karıncaya ilişti. Karınca kendinden büyük bir buğday danesini almış bir yıkıntının üzerinden aşırmak için uğraşıyor, fakat taşıdığı şey kendisinden büyük olduğu için sonuna kadar götüremiyor, düşürüyordu. Dane yuvarlanarak duvarın dibine düşüyor, karınca tekrar inip rızıkını alıp götürmeye uğraşıyordu. Bu hal elliden fazla oldu ama, karınca da nihayet maksadına erişti. Karıncanın bu azmini gördükten sonra bende bir ümid peyda oldu. Kendi kendime : «Ben bu karınca kadar da mı olamayacağım.» dedim ve maksadıma erinceye kadar hiç bir zorluktan yılmadım.
İşi Ehline Vermek
Bir gün beyleri Sultan Mahmuda : - Eyaz denilen bu kölenin ne marifeti var ki sen ona otuz kişinin maaşı kadar maaş ödüyorsun? dediler. Sultan Mahmud bu soruya o anda karşılık vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı. Giderlerken bir kervanın gitmekte olduğunu gördüler. Sultan Mahmud Beylerden birine : - Git sor, bakalım bu kervan nereden geliyor? dedi. Bey atını sürerek, gitti birkaç dakika içinde geriye döndü. - Efendim kervan Rey şehrinden geliyor. dedi. Sultan Mahmud : - Peki nereye gidiyormuş. diye sorunca bey susup kaldı. Bunun üzerine Sultan Mahmud başka birini gönderdi. O da gidip geldi : - Efendim, Yemene gidiyormuş.dedi. Padişah : - Yükü neymiş?deyince o da sustu kaldı. Bu defa padişah başka bir beye : - Sen de git yükünü öğren!. dedi. Bey gitti geldi : - Her cins mal var fakat çoğu Rey kaseleri." dedi. Padişah : - Peki kervan Reyden ne zaman çıkmış? diye sorunca bey susup kaldı cevap veremedi. Padişah böylece tam otuz beyi gönderdi otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremedi. Padişah son olarak Eyazı çağırdı : - Eyaz, dedi. Git bakalım şu kervan nereden geliyor. dedi. Eyaz saygıyla padişahın huzurundan eğilerek konuşmaya başladı : - Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak ederek soracağınızı tahmin ettiğimden gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Reyden geliyor, Yemene gidiyor, yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katırdan oluşuyor. Kervanda şu kadar insan var, onlardan şu kadarı silahlı... diye başlayarak kervan hakkında en küçük malumat varıncaya kadar anlattı. Bütün bunları beyler ağzı açık dinliyorlardı. Böylece Eyaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmiş, başaramadığı işi başarmıştı
Her işte Bir Hayır Var
Bir zamanlar Afrikadaki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep ayni şeyi söylerdi: "Bunda da bir hayır var!" Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı. Kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi: "Bunda da bir hayır var!" Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?" Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insani yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. "Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İste bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü birşeydi." "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. "Bunda da bir hayır var." "Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral. "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir." "Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?" Ve sonrasını düşünsene?
|