Kırım Savaşı
Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853 - 30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus Savaşıdır. İngiltere, Fransa ve Piyemote-Sardinya’nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusyayı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerin zaferiyle bitmiştir. Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodokslara çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı "Hasta adam" gözüyle baktığı Osmanlı devleti e ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, İngiltereye mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti in toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan İngiltere bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti e bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusyaya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti İngilizlerin de desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.Kırım Savaşı, Osmanlı devletine yardım etmekten çok, Avrupa ın siyasal statüsü ile ilgili idi. İngiltere için önemli olan husus, Avrupadaki güç dengesiydi ve bunun İngiltere aleyhine bozulmasına izin verilemezdi. Bu nedenle, Avrupa ın statükosu tek taraflı iradelerle değil, "Avrupa uyumu" içinde diplomasi yoluyla yapılmalıydı. Özellikle 1848 yılında çıkan Macar ayaklanmasının Rusya tarafından kanlı bir şekilde bastırılmasıyla yara alan Avrupa özgürlükleri korunmalı ve dengeleri Rusya ın tek başına bozmasına göz yumulmamalıydı. Fransaya göre başarının anahtarı İngiltere ile anlaşmaktan geçiyordu ve Kırım Savaşı bunun için bir fırsattı. İngiltere ile Fransa ın ortak düşüncesi ise Rusya ın Avrupa dışında tutulmasıydı. Böylece Avrupa Büyük Devletleri Koalisyonu şu sonuçla sağlayabilirdi: Rusya, Avrupa dışında tutulabilir ve büyük devlet statüsünden indirilebilirdi. Polonya Lehistan yeniden kurulabilirdi. Osmanlı Devleti zamansız bir dağılmadan kurtulabilirdi. Fransa Avrupada yeniden üstün duruma gelebilirdi. Tüm bunlara karşı Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi. Kısacası; batılı devletler "neye" karşı savaşacaklarının bilincinde olmakla birlikte "ne" için savaşacaklarını tam bilmiyorlardı. Dolayısıyla, gerçek barış antlaşması hemen hemen hiçbir sorunu çözemedi. Rusya ile Batı Avrupa ın arası gergindi.Yani bir nevi Soğuk savaş vardı. O aslında bir Rus-Osmanlı savaşından çok Rus-Batı savaşı idi. Rusya ın İstanbulda görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853 e İstanbuldan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853de Eflak ve Boğdanı Memleketeyn işgale başladılar. Çar, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa ın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya ın teklifi ile Viyanada bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbulda, Rusyaya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853 e Rusyaya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdanın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı. Savaşın başlangıcında Osmanlı ordusu Balkanlarda başarılı oldu. Fakat Batuma yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853 e Rus donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadenizde durum üstünlüğü sağlamaları Boğazları ve İstanbulu tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. İngiltere ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve İngiltere, Rusyaya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular: Eflak ve Boğdandan çekilmesi; Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi; Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi istendi. Osmanlı Devleti den; Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi; Hıristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması; Karma mahkemeler kurulması; Hıristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi. Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. İngiltere ve Fransa, 12 Mart 1854 e Rusyaya savaş ilan ettiler. İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854 e İstanbulda; 10 Mayıs 1854 e Londrada ve 14 Haziran 1854 e de; Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855 e Sardenyada ittifaka katıldığını açıkladı. Kırıma sevk edilmeyi bekleyen İngiliz Coldstream Muhafız Alayı askerleri Haydarpaşa sırtlarındaSavaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistanı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistanı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti. Savaş Tuna, Kafkas ve Karadenizde yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistreye kadar ilerledi. Bkz. Silistre Kuşatması Bunun üzerine İngiliz ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar ve çıkan birlikleri Varna bölgesine sevk edildi. Bu sırada Avusturyada Rusyayı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Buğdanı tahliye ederek savunmaya geçti. Müttefikler, Rusyayı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854 e 30 bin Fransız, 21 bin İngiliz ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırıma çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Karsı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü, yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartlan Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayısdan 14 Haziran 1855e kadar Viyanada barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi.
Çaldıran Savaşı
Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514’te, Van’ın 113 km kuzeyinde, bu günkü Çaldıran ilçesi sınırlarında yer alan Çaldıran Ovası da yapılan savaş. Savaş Yavuz Sultan Selim’in kesin zaferiyle sonuçlandı. Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki Osmanlı yönetimden hoşnutsuz olarak Safevi devletine yakınlaşan Türkmenlere ve bunların liderlerine yönelik koruma politikası, Avrupada değil fakat doğuda rakip arayan ve kendine hedef olarak diğer iki devleti Safevi ve Memlük seçen Yavuz Sultan Selim açısından kabul edilemez bir durumdu. Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında bir savaş kaçınılmaz olmuştu. Yavuz Sultan Selim 1512’de tahta çıktığında Safevilerin doğudaki etkisine son vermeyi istiyordu. Yavuz Sultan Selim hazırlıklarını tamamladıktan sonra büyük bir orduyla Mart 1514 e Edirneden yola çıktı. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında ilginç bir mektup düellosunun yaşandığı sefer sırasında Yavuz Sultan Selim mektuplarını Farsça yazmış, Şah İsmail ise Türkçe yanıt vermiştir. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’dan geçerken Safevi yanlısı oldukları gerekçesiyle tahminen 40 bin Türkmeni öldürtmesi[kaynak belirtilmeli], daha sonra Anadolu’da Celali ayaklanmaları biçiminde ortaya çıkan huzursuzlukların önemli etkenlerinden biri oldu. Üç ay sonra Eleşkirte vardığında Osmanlı askerleri arasında huzursuzluk başlamıştı. Yavuz, askerlerini yatıştırarak ilerlemeyi sürdürdü ve Şah İsmail komutasındaki Safevi ordusuyla Çaldıran Ovası da karşılaştı. Her iki ordu da yaklaşık 80-100 bin askerden oluşuyordu. Burada yapılan meydan savaşı bir gün boyunca sürdü. Osmanlı ordusu, silah donanımı bakımıdan, özellikle de sahra topçusunun ateş gücü ve yeniçerilerinin tüfek kullanması açısından üstündü. Muharebe Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Şah İsmail ön saflarda yer aldığı çarpışmalarda yaralandı ve karısı başta olmak üzere hazinesini ve ordusunu bırakarak savaş alanından çekildi. Ardından Yavuz Sultan Selim, 6 Eylül 1514 e Safevilerin başkenti Tebrize girdi. Yavuz Sultan Selim kışı burada geçirmek istiyordu, ama Bektaşi tarikatına bağlı yeniçeriler arasında huzursuzluk artınca İstanbula dönmek zorunda kaldı. Çaldıran Muharebesi de yitirdikleri toprakları Safeviler savaşsız geri aldılar. Ama Osmanlılar bu savaşın sonunda, Dulkadıroğulları başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadoludaki beyliklerin egemenliğine son verdiler. Safevilerin Mısırdaki Memlûklarla bağlantılarını kestiler. Bu da Yavuz Sultan Selimin Mısır seferini kolaylaştırdı. Osmanlılar ayrıca İpek Yolu un denetimi de ele geçirdiler.
Zigetvar Seferi
Zigetvar Savaşı, Avusturya arşidükü Maksimilyanın İstanbul Antlaşması ı bozması, vergisini ödememesi ve Erdele girmesi üzerine, Kanuni Sultan Süleymanın hasta olmasına rağmen son seferi olacak olan Zigetvar Seferine çıkması sonucu gerçekleşen savaştır. Asıl hedef Viyana olmasına rağmen, Zigetvar Kalesi zorlukla alınmıştır. Bu seferde Kanuni Sultan Süleyman vefat etmiştir. Dönemin sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa orduyu yetersiz görüp, kaleyi aldıktan sonra İstanbula dönmüştür. Savaşta Kanuni in öldüğü askerlere söylenmemiştir. Nedeni ise askerlerin moralinin bozulmasını engellemektir. Bir süre sonra, Kanuni Sultan Süleymanın yerine oğlu II.Selim geçti.
Preveze Deniz Muhaberesi
Preveze Deniz Muharebesi, 27 Eylül 1538 tarihinde Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasını Adriyatik Denizi deki Preveze Kalesi Preveze önünde yendiği bir deniz muharebesidir. Muharebe sonunda Akdenizdeki askeri üstünlük Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı donanması, Barbaros Hayreddin Paşa ın 1533 e Kaptan-ı Deryalığa atanmasına değin Akdenizde önemli bir varlık gösterememişti. 1538de Egedeki bir dizi adanın Venediklilerden alınması, Akdenizde ticari ve askeri çıkarları bulunan Avrupa devletlerini harekete geçirdi. Venedik, İspanya, Portekiz, Malta ve Papalık donanamalarından büyük bir haçlı donanaması oluşturuldu ve Amiral Andrea Doria ın komutasına verildi. Osmanlılara ait Preveze Kalesi’ni kuşatan Andrea Doria, Osmanlı donanamasının gelmesi üzerine Venedik egemenliğindeki Korfuya çekildi. Osmanlı donanaması da 24 Eylülde Arta Körfezine girdi. Ertesi gün Andrea Doria ın komutasındaki Haçlı donanması Preveze in 2 mil kadar açığında demirledi. Osmanlı donanamasını 27 Eylülde körfezden çıkaran Barbaros, daha üstün olan Haçlı donanamasını önce açık denizde savaşmaya zorladı. Andrea Doria Barbarosun Akdenizdeki bütün Osmanlı donanmasını getirtmek için başta oyalama savaşı vereceğini sanıyordu çünkü Barbarosun kendilerine oranla 3’te 1’lik bir donanmayla savaşacağını tahmin etmiyordu. Beklenmedik bu saldırı karşısında önce Santa Mauraya çekilen Andrea Doria, 28 Eylül gecesi rüzgârın elverişli olmasından faydalanarak bir karşı saldırıya girişti. Muharebenin iyice yoğunlaştığı sırada, rüzgârın durmasıyla çekdiri türü gemilerden oluşan Osmanlı donanması üstünlük sağladı. Böylece Haçlı donanmasının çok sayıda refakat ve savaş gemisi çevirme harekâtlarıyla batırıldı. Büyük kayıplar veren Andrea Doria gece karanlığından yararlanarak savaş alanından uzaklaştı. Haçlı donanmasını izleyen Osmanlı donanması daha sonra Preveze önlerine döndü. I. Süleyman Barbarosa büyük ödüller vermiş ve kaptanıderyalığı bahşetmiştir. Papalık, Venedik, Ceneviz, Portekiz, İspanya, Malta, Avusturya’nın oluşturduğu 600 parçalık donanmaya karşı Osmanlı donanması sadece 120 çektiriden oluşmuştu. Barbaros Hayrettin Paşa, Tunus’u alarak üs olarak kullanmıştır. Bundan rahatsız olan Şarlken, Tunus hükümdarının yardım çağrısı üzerine Andrea Doria komutasındaki haçlı donanmasını hazırlatmıştır. Bu donanma ile Tunus’u geri almıştır. Bunun üzerine Mora yakınlarındaki Preveze körfezinde iki ordu karşılaştı. Çektirilerin hız ve çevikliğinden yararlanan Barbaros Hayrettin Paşa, Haçlıları yenerek Mora ve Dalmaçya kıyılarındaki kaleleri fethetmiştir.
Kösedağ Muhaberesi
Kösedağ Muharebesi, Anadolu Selçuklularının, Moğollara yenilmesiyle sonuçlanan ve 1 Temmuz 1243 tarihinde meydana gelen savaş. Türk-İslâm tarihinde, önemli bir dönüm noktası teşkil eden bu savaş, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesine sebep olmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti in güçlü hükümdarı Alâeddin Keykubad’dan Moğollar çekiniyorlar, bu sebeple Anadolu’ya saldıramıyorlardı. Alâeddin Keykubad’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında cesaretlendiler. Anadolu içlerine doğru seferler düzenlemek için, İran’daki Moğol orduları başkumandanlığına Baycu Noyan getirildi. Kafkasya’daki Gürcü ve Ermeni kuvvetlerinden de yardım alan Baycu Noyan, Anadolu Selçukluları üzerine saldırmak üzere fırsat kolladı. Baba İshak İsyanından ve Gıyâseddin Keyhüsrev’in tecrübesizliğinden faydalanarak, 1242 senesinde Erzurum’a saldırdı. Korkunç zulümler ve katliamlar yaparak, Müslümanların mallarını yağmalattı. Bu haberi alan genç ve tecrübesiz Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev 80 000 kişilik ordusuyla Sivas’ta ordugah kurup beklemeye başladı. Sultanın Sivas a olduğunu haber alan Baycu Noyan, buraya hareket etti. Muharebe [değiştir]Moğol askerlerinin Sivas’a hareket ettiklerini haber alan Sultan II. Gıyâseddin Keyhüsrev, kumandanlarıyla istişare etti. Tecrübeli kumandanlar, Sultana silah ve erzakla dolu olan Sivas’ta kalmasını, burada tertibat alıp, yorgun düşen Moğollara karşı harp edilmesini söylediler. Devletin ileri kademesinde bulunan, fakat tecrübesiz ve harpten anlamayan bazı kimselerin teşvik ve tahriklerine kapılan genç sultan, harekete geçti. Sivas’ın seksen kilometre kadar doğusunda bulunan Kösedağ mevkiinde, suyu ve otlağı bol olan bir yeri seçerek, ordugâh kurdu. Burası askerî bakımdan savunması kolay, Moğolların tecavüzüne imkân vermeyen bir araziydi. Dağ geçitleri tutulmuş, düşmanın gelmesi bekleniyordu. Ne yazık ki sultan, yine tecrübesiz kimselerin teşvik ve tahrikiyle, müstahkem mevkileri bırakarak, düşmanın karşılanmasını emretti. Galip geleceğinden emin bir halde, tedbire bile lüzum görmeden ilerleyen genç sultan, az sonra Moğol ordusuyla karşılaştı. İlk başta geri çekilen Moğol kuvvetleri dönüş yaparak, Selçuklu öncü kuvvetlerini bozguna uğrattılar. Hiç harp görmemiş tecrübesiz sultan, öncü kuvvetlerinin bozguna uğradığını duyunca, ordunun tamamen yenildiğini sandı. Düşman eline geçmemek için otağını ve hazinelerini harp meydanında bırakıp Tokat’a, oradan da Konya’ya doğru kaçmaya başladı. Sultanın harp meydanından kaçtığını henüz duymayan Selçuklu askerleri, akşamın geç vakitlerine kadar düşmanla çarpışmaya devam ettiler. Sultanın harp meydanını terk ettiğini öğrenince, onlar da çadırlarını bırakarak firar ettiler. Ertesi sabah, çadırlarda bir hareket göremeyen Moğollar, bunun bir harp hilesi olduğunu zannederek, çadırlara iki gün yanaşamadılar. 3 Temmuz 1243 tarihinde, korka korka çadırlara girdiler. Küçük bir çarpışma ile harp bitti. Seksen bin kişilik Selçuklu ordusu, utanç verici bir yenilgiye uğradı. Selçuklu toprakları, Moğol işgal ve zulmüne uğradı. Erzincan, Sivas ve Kayseri’yi yağmalayan Moğollar, pek çok Müslümanı öldürdüelr. Kösedağ mağlubiyetinde sultanı ikna edemeyen güngörmüş vezir Mühezzibüddin Ali, Konya’ya gitmeyip Amasya’ya geldi. Moğol kumandanı Baycu Noyan’la görüşme yoluna gitti. Bazı hususları anlatıp, pek çok hediyeler vererek, daha fazla gitmemesini tavsiye etti. Bir müddet Anadolu’nun işgalini durdurup geri dönmeleri, Mühezzibüddin Ali’nin gayretleri sebebiyle oldu. Yapılan sulh antlaşmasıyla, Selçuklular, Moğollara vergi vermeyi kabul ettiler. Türk tarihinde benzeri görülmemiş olan Kösedağ Bozgunu, genç ve savaş tecrübesi olmayan Selçuklu Sultanı Gıyâseddin Keyhüsrev’in fevrî hareketleri neticesinde ortaya çıkmıştır. Daha önce Anadolu’ya girmeye cesaret edemeyen Moğollar, Kösedağ Bozgunundan sonra Anadolu’yu kolayca istila etmişler, şehirleri yağmalayıp, Müslüman halkı sivil-asker, kadın-çocuk demeden katletmişlerdir. Bu mağlubiyet neticesinde, Selçuklular, Moğollara vergi vermeyi kabul etmişler, iki yüz yıllık Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışı başlamıştır.
Malazgirt Savaşı
Malazgirt Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde,Büyük Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen savaş. Alp Arslanın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, Türklere Anadolu un kapılarını açan savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli] 1060lar süresince Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadoluya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında TürklerAlp Arslan komutanlığında, günümüzde Muşun bir ilçesi olan Malazgirt e ManzikertBizans dilinde Malazgirt ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu DiyarbakırıAmid aldı ve bizans yönetimindeki Urfayı kuşattı.Ancak alamadı.Türk Beylerinden Afşin Beyide güçleri arasına katıp Halepi aldı.Alparslan Halepde konaklarken Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve Akıncı Beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi.Bu sıradada Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan Romen Diyojeni çıkardılar.Romen Diyojende büyük bir ordu kurup Constantinopleden İstanbul ayrıldı13 mart 1071.Ordunun mevcudu 40000 ile 50000 arası tahmin edilir. Bizans ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri dışında ücretli Slav, Got, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak askerlerinden oluşuyordu. Ordu ilk olarak Sivas a dinlendi.Burda halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. Şikayetler üzerinede şehrin ermeni mahallesini yıktırıp,bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. Haziran 1071de Erzuruma vardı. Orada, Diyojenin generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslanı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[kaynak belirtilmeli] Diyojen, Alp Arslanın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirti ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü e doğru ilerledi.Öncü kuvvetlerini Malazgirte gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı.Bu sıradada Halep e bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi.Elçileri Halepte karşılayan Sultan teklifi reddetti.Mısıra hazırladığı seferden vazgeçip Malazgirte doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı.Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan Bizans İmparatorunun gerçek hedefinin İsfahana Bugünkü İran girmek ve Büyük Selçuklu Devletini yıkmak olduğunu sezdi. Ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirte varan Alparslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için Savaş Meclisini topladı.Romen Diyojen ise savaş planını hazırlamıştı.İlk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumundada karşı saldırıya geçeceklerdi.Alp Arslan ise Hilal Taktiği konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.26 Ağustus Cuma sabahı çadırından kalkan Alp Arslan Malazgirtle Ahlat arasındaki malazgirt ovasında, kendi ordugahının 7-8 km uzağında, ovaya yayılmış durumdaki düşman birliklerini gördü. Savaşı önlemek için imparatora elçiler göndererek Sultan barış önerisinde bulundu. İmparator, Sultanın bu önerisini ordusunun büyüklüğü karşısında bir korkaklık olarak yorumladı ve öneriyi reddetti. Gelen elçileride kovdu. Düşman ordusunun büyüklüğünün kendi ordusunun 3-4 katı büyüklüğünde olduğunu gören Sultan Alp Arslan savaştan sağ çıkma ihtimalinin düşük olduğunu sezdi. Askerlerininde hasımlarının sayı fazlalığı karşısında tedirginliğe düştüğünü farkeden Sultan eski bir Türk töresi uyarınca kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi. Atının da kuyruğunu bağlattı. Yanındakilere Şehit olduğu taktirde vurulduğu yere gömülmesini vasiyet etti. Komutanlarının savaş alanından kaçmayacağını anlayan askerlerin maneviyatı arttı. Askerlerinin Cuma namazına İmamlık eden Sultan atına binip ordusunun önüne çıkıp moral yükseltici ve maneviyat artırıcı kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Allahın Kuranda zafer vaadettiği ayetleri okudu. Şehitlik ve Gazilik makamlarına erişileneceğini söyledi. Tamamı Müslüman olan ve büyük çoğunluğu Türklerden oluşan Selçuklu ordusu savaş pozisyonuna geçti. Bu sırada da Bizans ordusunda dinsel ayinler yapılmakta ve Papazlar askerleri kutsamaktaydı. Romen Diyojende eğer bu savaşı kazanması durumundaki buna inancı tamdı ününün ve saygınlığının artacağından emindi.Bizansın eski ihtişamlı günlerine döneceğini hayal ediyordu. En ihtişamlı zırhını giydi ve inci beyazı atına bindi. Ordusuna zafer durumunda büyük vaatlerde bulundu. Tanrı tarafından şeref, şan,onur ve kutsal savaş sevapları verileceğini duyurdu. Alp Arslan savaşı kaybetmesi durumunda her şeyini ve atalarından miras kalan Selçuklu devletini de kaybedeceğini çok iyi biliyordu. Romen Diyojende savaşı kaybetmesi halinde devletinin çok büyük güç, prestij ve toprak kaybedeceğini biliyordu. Her iki komutan da kaybetmeleri durumunda öleceklerinden emindi. Romen Diyojen ordusunu geleneksel Bizans askerî kaidelerine göre düzenlemişti. Ortada birkaç sıra derinlikte be çoğu zırhlı, piyade birlikleri ve bunların sağ ve sol kollarında atlı süvari birlikleri yerleştirilmişti. Romen Diyojen merkeze; general Bryennius sol kanata ve Kapodokyayalı general Alyattes ise sağ kanata komuta ediyordu. Bizans ordusunun gerisinda büyük bir rezerv bulunuyordu ve bu özellikle taşra eyaletlerinde nüfuzlu kişilerin özel ordularının mensuplarından oluşuyordu. Geri rezerv ordusunun komutanı olarak genç Andronikas Dukas seçilmişdi. Romen Diyojenin bu tercihi biraz şaşırtıcı idi; çünkü bu genç komutan eski imparatorun yeğeni ve Yannis Dukasin oğlu olup, bu kişiler açıkca Romen Diyojenin imparator olmasının aleyhindeydiler. [4] Savaş öğle saatlerinde Türk atlılarının toplu ok saldırısına geçmesiyle başladı. Türk ordusunun çok büyük bir çoğunluğu atlı birliklerden oluştuğundan ve nerdeyse hepsindede ok olduğundan bu saldırı Bizanslılarda önemli miktarda asker kaybına neden olmuştu. Ama yine de Bizans Ordusu saflarını bozmaksızın korudu. Bunun üzerine ordusuna yanıltıcı bir çekilme buyruğu veren Alp Arslan gerilerde gizlediği küçük birliklerinin tarafına doğru çekilmeye başladı. Bu gizlediği birlikler az miktarda organize olmuş askerlerden oluşuyordu. Türk ordusunun arka saflarında bir Hilal biçiminde yayılmışlardı. Türklerin hızlıca çekildiğini gören Romen Diyojen Türklerin saldırı gücünü yitirdiğini ve sayıca fazla olan Bizans ordusundan korktukları için kaçtıklarını düşündü. En baştan beri Türkleri yeneceğine inanmış imparator bu bozkır taktiğine kanıp kaçan Türkleri yakalamak için ordusuna Saldır buyruğu verdi. Çok az zırhları olduğu için hızlıca geri çekilebilen Türkler, zırh yığınına dönmüş Bizans süvarileri tarafından yakalanamıyacak kadar hızlıydı. Ancak buna rağmen Bizans ordusu Türkleri kovalamaya başladı. Yan geçitlerde pusu kurmuş Türk okçuları tarafından ustaca vurulan ama buna aldırmayan Bizans ordusu saldırıya devam etti. Türkleri iyice kovalayıp yakalayamayan üstüne bir de çok yorulan üstlerindeki ağır zırhların etkisi büyüktü bizans ordusunun hızı durma noktasına geldi. Türkleri büyük bir hırsla kovalayan ve ordusunun yorulduğunu anlayamayan Romen Diyojen yine de takip etmeye çalıştı. Ancak bulundukları mevziden çok ileri gittiklerini ve çevreden saldıran Türk okçularını görüp kuşatıldığını çok geç zamanda anlayan Diyojen geri çekilme buyruğu verme ikilimindeydi. Tam da bu ikilimdeyken geri çekilen Türk süvarilerinin yönlerini tam Bizans ordusu üzerine geçip hücuma kalkmaları ve geri çekilme yollarının da Türkler tarafından kapatıldığını gören Diyojen paniğe kapılarak Çekil buyruğu verdi. Ancak ordusu çevrelerindeki Türk hatlarını yarıncaya kadar yetişen Türk ordusunun ana kuvvetleri Bizans ordusunda tam bir panik başlattı. Kaçmaya kalkan generalleri görüp daha da paniğe kapılan Bizans askerleri en büyük savunma güçleri olan zırhlarını da atıp kaçmaya çalıştı. Bu sefer de ustaca kılıç kullanan Türk kuvvetleriyle eşit duruma düşüp büyük çoğunluğu yok oldu. Türk Soyundan gelen Uzlar, Peçenekler ve Kıpçaklar; Afşin Bey, Artuk Bey,Kutalmışoğlu Süleyman Şah gibi Selçuklu komutanları tarafından verilen Türkçe emirlerden etkilenen bu süvari birlikleride soydaşlarının yanına katılınca Bizans ordusu süvari gücününde önemli bir kısmını kaybetti. Sivas a soydaşlarına yaptıklarının acısını çıkartmak isteyen Ermeni askerleri herşeylerini bırakıp savaş alanından kaçınca Bizans ordusu için durumun vahameti arttı. Ordusunun dağıldığını ve komuta etme olanağının kalmadığını gören Romen Diyojen yakın birlikleriyle kaçmaya kalktıysa da artık bunun imkânsız olduğunu gördü. Sonuçta tam bir bozgun havasına giren Bizans ordusunun büyük bölümü akşam hava kararıncaya kadar yok edildi. Kaçamayıp sağ kalanlar teslim oldular. En sonuna kadar mertçe savaşan imparator omzundan yaralı olarak ele geçirildi. Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan bu savaş zafer kazanan komutan Alp Arslanın yenik İmparator IV. Romen Diyojenle antlaşma yapmasıyla son buldu. İmparatoru bğışlayan ve ona iyi davranan Sultan antlaşmaya göre İmparatoru serbest bıraktı. Antlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 100.000 dinar, vergi olarak da her yıl 360.000 dinar ödeyecek ayrıca Antakya, Urfa, Ahlat ve Malazgirtide Selçukluya bırakacaktı. Tokata kadar kendisine verilen Türk birliği eşliğinde Konstantinopolise İstanbul doğru yola çıkan imparator Tokat a toplayabilidiği 200.000 kadar dinarı kendisiyle birlikte gelen Türk birliğine verip Sultana doğru yola çıkardı. Tahta kendi yerine VII. Mikhail Dukasın çıktığını öğrendi. Bir Ermeni prensi tarafından gözlerine mil çekilerek öldürüldü. Sonuç [değiştir]Michael Dukas,Romenes Diyojenin imzaladığı antlaşmanın geçersiz olduğunu ilan etti.Bunu haber alan Alparslanda ordusuna ve Türk Beylerine anadolunun fethi emrini verdi.Bu emir doğrultusunda Türkler anadoluyu fethe başladılar.Bu saldırılarda sonu Haçlı Seferleri ve Osmanlı İmparatorluğuna varacak bir tarihi süreci başlatacaktı. Bu savaş, Anadolu un Türklerin eline geçmesi durumunu doğurdu. Bu da İslam savaşçısı olan Türklerin, eski Cihad Akınlarını tekrar başlatacağını gösteriyordu. Abbasiler döneminde biten bu akınlar, Avrupayı İslam tehdidinden kurtarmıştı. Ancak Anadoluyu ele geçiren ve Hıristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu arasında tampon bölge oluşturan Bizans devletinin çok büyük bir güç ve toprak kaybı sağlayan Türkler, aradaki bu bölgeyi ele geçirerek Avrupaya başlayacak yeni akınların habercisi oluyordu. Ayrıca İslam dünyasında büyük bir birlik sağlamış olan Türkler bu birlikteliği Hıristiyan Avrupaya karşı kullanacaktı. Bütün İslam dünyasının Türklerin önderliğinde Avrupaya akın başlatmalarını önceden gören Papa, önlem olarak Haçlı seferlerini başlatacak ve bu da kısmi olarak işe yarayacaktı. Ancak yine de İslam Dünyasının Avrupaya yaptığı akınları durduramayacaktı...
|